Diyar-i Tasavvuf

Tasavvuf; Hakk`in Seni Senden Oldurmesi & Seni Kendisiyle Diriltmesidir

Tevessul & Vesile Eylül 27, 2008

Filed under: Tasavvuf Nedir? — Ömür Törpüsü @ 2:27 am
Tags: , , , ,
    Tevessül, daha çok tasavvuf çevrelerinde uygulanmakta, ve bazılarınca tenkid edilmektedir. Şunu hatırlatalım ki; doğrunun tesbiti, yanlışın terkedilmesi için yapılan her tenkid faydalıdır. Fakat tenkid eden haddi aşınca, doğru ile yanlış biribirine karışır, cahil olanlar da doğruyu şaşırır…Tevessülü tenkid edenler, gerçek sahih ilme göre hareket etmezlerse haddi aşar, vebale girerler. Çünkü tevessüle başvuranlar arasında ilim ve takvalarıyla meşhur alimler, irşadıyla bir çok insanı Hakk’a sevk eden arifler mevcuttur. Gerçek tevhide ulaşmak için canını ve malını feda eden bu şerefli kitleyi rabıta ve tevessül yapıyorlar diye şirkle suçlamak az bir şey değildir. Tenkid edilen ve şirkle suçlanan kimse, en azından ömrü boyunca beş vakit namazını kılan bir mümindir. Böyle olunca iş ciddi, tehlike büyüktür. Çünkü, Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah (A.S.) Efendimizin uyardığı gibi; bir kimseye kafir, müşrik, münafık veya fasık demek, sözde kalmaz, hüküm iki taraftan birisine ait olur. Karşı tarafta söylenen durum yoksa, söz sahibine döner.

    Verilen her hükümde adaletli olmak şarttır. Adalet, nefsimiz istemese de hakkı söylemek ve herkese hakkını vermektir. Biz tevessül ve vesile konusunda orta yolu tanıtmaya çalışacağız.

    Vesile Nedir?

    Vesile, kelime olarak, derece, yakınlık, başkasına yaklaşmak için vasıta kılınan şey, şefaat, vuslat manalarına gelir. “Falan şunu Allah’a vesile etti” demek, kendisini Allah’a yaklaştıracak ameli yaptı demektir. Ayrıca vesile, cennette yüksek bir derecenin ve Rasulullah (A.S.) Efendimiz şefaatının adıdır. Tevessül ise bir amel vasıtası ile maksada yaklaşmak ve ulaşmaya çalışmaktır. (İbn. Manzur) Bir çok müfessir, tevessülü bizzat yakınlaşmak ve yakın olmaya sebep olacak şeyleri aramak şeklinde tefsir etmişlerdir. (İbn. Kesir, Kurtubî, Alusî)

    Kısaca tevessül şudur: Bir kimse sıkıntı içindedir. Derdini Allahu Tealâ’ya arzetmek ister, ancak nefsini kusurlu bulur. Kibirini kırar, tevazu gösterir, duasının kabulü için Allah katında kıymetli kabul ettiği bir şahsı veya ameli anar ve mesela şöyle diyebilir : “Allah’ım! Şu kâmil zatın hatırına veya şu salih amelin bereketine sıkıntımı gidermeni, isteğimi nasib etmeni istiyorum”

    Vesilenin Şartları

    Yukarıda tarif edilen caiz olan vesilede üç taraf vardır:

    Tevessülle kendisinden bir şey istenen zat. Bu Allahu Tealâ’dır. İstenen şeyin asıl yaratıcısı ve dilerse ikram edecek olanı O’dur.

    Tevessül eden kimse. Bu, Allahu Tealâ’nın yakınlığını arzulayan, bir hayra ulaşmak veya bir sıkıntıdan kurtulmak isteyen kuldur.

    İsteğine ulaşmak için vesile yapılan, aracı kılınan şeyler. Bunlar, kulun kendisi ile Allahu Tealâ’ya yakınlık sağladığı, duasının kabulüne vesile yaptığı salih ameller veya şerefli şahıslardır.

    Yapılan tevessülün fayda vermesi ve kulun ihtiyacının giderilmesi için şu şartların bulunması gerekir:

    Allahu Tealâ’ya vesile arayan kimsenin, vesileye inanması gerekir. Vesileye inanmayan veya ona şüphe ile bakan kimse, bir fayda görmez.

    Kendisi ile Allah’a yaklaşmak için tevessül edilen amelin, Allahu Tealâ’nın meşru kıldığı ve teşvik ettiği bir amel olması gerekir. İman, zikir, tevbe, gözyaşı, dua, sadaka, ihlas, namaz, Allah için sevgi, fakirleri sevindirmek gibi.

    Bu salih amelin, Allah Rasûlünün (A.S.) öğrettiği şekilde Allah’a yakınlık için yapılması gerekir.

    Vesile edilen şahsın, Allah katında bir itibarı, kıymeti, nazı ve niyazı olması gerekir. Allah düşmanları, açıkça günahkâr olanlar ve gafiller ile Allah’ın rahmetine ulaşılmaz.

    Buna göre, bid’at ve haram olan amellerle vesile gerçekleşmez. Salih olmayan kimselerle Allah’a yakınlık sağlanamaz. Yukarıda arzettiğimiz şartları taşıyan her vesile bütün zaman ve mekanlarda caizdir, faydalıdır.

    Kur’an’da Vesile

    Allahu Tealâ, kulun dünyada ızdıraptan, ahirette azaptan kurtuluşu için şu yolu göstermiştir:

    “Ey müminler! Allah’tan korkun ve O’na (yaklaşmaya, sevilmeye) vesile arayın; O’nun yolunda cihad ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide/35)

    Kulu Allah’a yaklaştıracak vesilelerin başında iman, Kur’an, ihlas ve salih ameller gelir. Salih amellerin başında farzlar yer alır. Allah için sevmek, Allah’ın dostlarını sevmek ve onların meclisine girmek, dualarına ortak olmak, ilahi rahmeti çekmek için en büyük sebeplerden birisidir. Müfessir İsmail Hakkı Bursevi (Rh.A.), gerçek alimleri ve kâmil mürşidleri insanı Allah’a yaklaştıran vesileler içinde saymıştır.

    Büyük alimlerimizden İmam Savî (Rh.A.), vesile hakkında şu açıklamayı yapıyor:

    “Kişiyi Allah’a yaklaştıran her şey, ayette bahsi geçen vesileye dahildir. Nebileri ve velileri sevmek, Allah dostlarını ziyaret etmek, Allah yolunda infakta bulunmak, bol bol dua etmek, akraba hukukunu gözetmek, Allah’ı çokça zikretmek ve benzeri şeyler bunlardandır.

    Buna göre ayetin manası: sizi Allah’a yaklaştıran her şeye yapışınız, O’ndan uzaklaştıran her şeyi de terkediniz demek olur. Durum böyle olunca müslümanların, Allah dostlarını ziyaret etmelerini yanlış görüp bunun Allah’tan başkasına bir ibadet olduğunu zannederek onları küfür ve şirk ile suçlamak, apaçık bir sapıklık ve perişanlıktır. Hayır, gerçek onların dediği gibi değildir. Allah dostlarını ziyaret ve onlara muhabbet beslemek, Rasulullah (A.S.) Efendimizin: ‘Allah için sevmeyenin imanı yoktur’ buyurduğu Allah muhabbetine ve Allahu Tealâ’nın ‘O’na vesile arayın buyurduğu vesileye girmektir’ (Haşiye, II/182)

    Meşhur Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır (Rh.A) da, bu ayetin tefsirinde, insanın sırf imanla yetinmeyip, Allahu Tealâ’ya yaklaştıran sebeplere ciddi olarak sarılması gerektiğini belirtmiştir. (Hak Dini, III/233-234)

    Tevessül Neden Şirk Değil?

    Kâmil velileri vesile edenler, onların Allah’ın kulu olduğunu biliyorlar. Onları Allah’a ortak ve yardımcı görmüyorlar. Onlarda Allah’a ait yetkilerin olduğunu söylemiyorlar. Sadece, onlardaki ihlas, takva ve salih amellere itibar ediyorlar. Onların bu takva ile ilahi huzurda kabul gördüklerini, naz ve niyaz makamında bulunduklarını, dualarının kabul edildiğini, Allahu Tealâ’nın onlardan razı olduğunu düşünüyorlar. Bu halleriyle onların:

    “Ben, farz ve nafilelerle bana yaklaşan kulumu sevince, onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse onu verir, bana sığınırsa kendisini korurum, onu özel himayeme alırım.” (Buhari, İbnu Mâce) kudsi hadisindeki iltifat ve ikrama ulaştıklarına inanıyorlar. Bunun için onların isimlerini dualarına ekliyor, güzel sıfatlarını isteklerinin ilahi huzurda kabulüne destek yapıyorlar. Yoksa onlar, Allahu Tealâ’dan istenecek bir şeyi velilerden istemiyorlar.

    Salihleri vesile yapıp Allahu Tealâ’dan bir şey istemeyi tenkid edenler, bunun her namazda Fatiha suresinde okunan “Allahım! Ancak sana kulluk eder, sadece senden yardım isteriz” mealindeki ayetlere ters düştüğünü söylüyorlar. Halbuki bu ayetlerde, Allah’tan bir şey isterken içimizdeki salihlerin zikredilmesine red değil, açıkça bir işaret vardır. Çünkü, ayette “sadece senden isterim” denmiyor, “isteriz” deniyor. Ayeti okuyan kimse yalnız da olsa, “ben” değil “biz” ifadesini kullanıyor. Bununla kul, kendini aciz görüp tevazuya bürünür ve şöyle demek ister: “Allahım! Bizler topluca sana yöneldik; ancak sana kulluk ediyor; sadece senden yardım istiyoruz. Ben senin huzurunda tek başıma bir şey taleb etmeye ehil ve layık değilim. İçimizde gerçek kulluk yapan ve duasında samimi olan salihlerle birlikte senden istiyorum. Benim isteğimi onların duasına kat, kabul eyle”

    Allah dostlarını, basit dünya işleri için vesile etmek güzel değildir. Onların adını ve şanını, nefsimizi değil, Rabbimizi razı etmek için kullanmalıyız. Ariflerin vasıtası ile dünyamızı değil, ahiretimizi mamur etmeliyiz. Eğer kibirimizi kırar da Allah’a giden yolda o saadetli büyükleri terbiyemizde rehber, dualarımızda vesile edersek inşaallah maksadımıza ulaşırız.

    Dr. Dilaver SELVİ
    SEMERKAND

    www.menzil.net

 

7 Responses to “Tevessul & Vesile”

  1. dört duvar arası kahve molası Diyor ki:

    Dilaver Bey her zamanki üslubuyla özetlemiş kısaca…İyi hoş ama zihnime takılan ince bir ayrıntı var:

    Tasavvufta -sizin de bildiğiniz üzere- kurb-u nefafil ve kurb-u feraiz durumları vardır.Yani kurb-u nefafil ile mü’min nafile ibadetlerde bulunur.Bunun sonucunda ise kurb-u feraiz ile Allah’ın da kula yaklaşması vuku bulur.Ve daha sonra Rabb gören göz,işiten kulak,tutan el ve yürüyen ayak olur.

    Soruma gelirsek;
    Eğer nafile ibadetler bizi bu denli Allah’a yakınlaştıracak ise tevessüle sebep ne?

  2. ruhultasavvuf Diyor ki:

    Gödüğüm kadarı ile tasavvuftan uzak değilsiniz.
    Bİraz daha düşünüp bunu anlayacağınızı tahmin etmiştim.
    Zira tasavvuftan nebze nasiblenmemiş birisine bunu anlatmak zor olurdu.
    Yazıyı tekrar okumanızı tavsiye ediyorum.
    Dediğiniz gibi nafile ibadetler ,ve farz olanın halis bir şekilde yapılmasıyla vs Allah-u Tealaya ulaşmak mümkündür.
    Siz o mertebeye gelmiş biriyseniz zaten vesileye ihtiyaç duymazsınız.Mürşidler müridi o seviyeye geldikten sonra zaten kendisi aradan çekilir.
    Yani sizin dediğiniz mertebede ,Allaha yakınlaşmış bir insan için vesile ihtiyaç değildir zaten.
    Yazıda ne diyor:
    “Derdini Allahu Tealâ’ya arzetmek ister, ancak nefsini kusurlu bulur. Kibirini kırar, tevazu gösterir, duasının kabulü için Allah katında kıymetli kabul ettiği bir şahsı veya ameli anar ve mesela şöyle diyebilir : “Allah’ım! Şu kâmil zatın hatırına veya şu salih amelin bereketine sıkıntımı gidermeni, isteğimi nasib etmeni istiyorum”

    Kibirini kırar,tevazu gösterir ve kamil insanlar hatrına diye duasını eder.
    Ki nafile ibadetler yaparken nefsininz kibirleniyorsa o makama ulaşmak ne kadar mümkün?Bunu örnekleriyle görüyoruz.
    Tasavvufun amacı,mürşidin amacı o nafile ibadetler yapılırken nefsin uzak tutulmasını,kibrin,riyanın olmamasını sağlayıp müridi o seviyeye getirmek değil midir zaten?
    Bu yüzden aczini kabul etmiş – kamil insanlar kabul emez demek değildir kesinlikle- bir insanın Allah katında gerek ibadetleri,gerek yaşayışıyla kendisinden üstün olduğunu kabul ettiği birisi hatrına dua istemesine denir vesile.
    Siz nafile ibadetlerinizde nefse uymamayı bir mürşidden öğrenip mürşid makamına geldiğinizde vesileye ihtiyaç duymazsınız,belki insanlar sizin hatrınıza Rabblerinden dilerler.
    Umarım anlatabilmişimdir.

  3. dört duvar arası kahve molası Diyor ki:

    Öncelikle -geç de olsa- kale alınıp verdiğiniz cevap için kendimi şanslı addediyorum.
    Unutmayalım ki sorular sadece anlamak için değil birşeylerin güncellenmesine vesile olması için de sorulur.Bende saklı cevaplarla burada tüm insanlığa sunulmuş cevaplar arasında fark var ki blog açmanızdaki amaç da bu olmalı.Bu yüzden soruların cevaplarını -lütfen- okuyucuya bırakmadan cevaplandırınız.

    Yazıya gelirsek,ilk okuyuşum değil muhtemelen de sonuncu olmayacak.Tasavvufa derin saygı duyan birisi olduğum halde doyurucu bir cevap bulamıyorum tevessül konusunda.Hoca gözüyle,dost gözüyle,hayırhah gözüyle bakılıp Hak yolda onunla beraber yürümek,”Allah’ın ipine sımsıkı sarılan mü’minler” olmak varken vesileye sebep ne?

    “Tasavvufun amacı,mürşidin amacı o nafile ibadetler yapılırken nefsin uzak tutulmasını,kibrin,riyanın olmamasını sağlayıp müridi o seviyeye getirmek değil midir zaten?” demişsiniz,çok da doğru denmiş.Mürşid dediğimiz zatın desteğini görmekte beis yok fakat kul-Rabb ilişkisinde araya sokmanın gereği var mıdır gerçekten,yoksa tasavvufta -aslında tarikatlarda- böyle gelmiş böyle sürer mantığıyla mı bu çıkarımlarda bulunuluyor.

    Son olarak bahsettiğim mertebeden konu açılmış.Farzları yerine getirmek ve nafile ibadetlerle Allah’a yakınlaşmak Allah’ın emridir ve mü’minler uymak zorundadır.Mürşid zat nefsi,kibri,riyayı ortadan kaldırmaktır denilmiş.Zaten nefsin ve riyanın olduğu yerde:”De ki, ben ancak Allah’a muhlis olarak ibadet ederim.” (Zümer 14) ayet-i celilesi karşımıza çıkar.Riyanın,nefsin olduğu yerde ibadet olmaz,ibadet olamzsa ubudiyet olmaz.Kulluk Allah’ın emrine amade olmakla mümkün olur ve bu yolda önder RasulUllah (s.a.v.)’dır.Fakat bu demek değildir bu yolda bir yoldaşa yada hocaya gerek yok.Yalnız sınırları iyi belirlemek gerek.

    “Erkek ve kadın bütün müminler, birbirlerinin velisidir [dost ve yardımcısıdır]; iyiliği emreder kötülükten alıkoyar; namaz kılar, zekat verir, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet eder. “Tevbe-71

    Allah yanlışlarımızı doğruya çevirsin…Amin.

  4. ruhultasavvuf Diyor ki:

    Öncelikle belirtmek isterim ki,blogumun amacı bilgilendirmek olduğu kadar bilgilenmektir de.O yüzden burada sorulanlara cevap verme gibi bir zorunluluğum yok.O sıfata sahip miyim onu da bilmiyorum.Bildiğimi sansaydım burada beğendiğim yazarlar yerine kendi yazılarımı sunardım.
    İkinci bir nedeni de burasını tasavvuf bahsinin geçtiği çoğu ortamda olduğu gibi karşılıklı atışmaya çevirmemek adına yazı yazmayı değil yazı paylaşmayı uygun gördüm ki ,tanımadığı herhangi bir insanın yorumunu okuyup savunmaya geçmek yerine bu üstadların düşünceleriyle hakikat penceresini daha kolay açabilirler ve düşünme payı bırakabilirler nefislerine.
    Yeterli paylaşımı yaptığımı düşünmüyorum,araştırıyorum,dediğiniz gibi kabullenmemiş,benimsememiş,tanımamış olan insanlara doyurucu cevaplar çıksın diye.
    Son olarak kısa da olsa cevapsız bırakmamak adına birşeyler söylemekte fayda var.

    “Fakat kul-Rabb ilişkisinde araya sokmanın gereği var mıdır gerçekten,yoksa tasavvufta -aslında tarikatlarda- böyle gelmiş böyle sürer mantığıyla mı bu çıkarımlarda bulunuluyor.”

    Demişsiniz…
    Araya sokmanın gereği var mıdır:)
    Buna araya sokmak denirse tabi.
    Çok önemli bir sınavınız var ,annenizin elini öpersiniz,babanızın elini öpersiniz hayır dua istersiniz.Ararsınız en sevdiğiniz dostunuzu “Kardeşim böyle böyle hayati bir sınav,senin niyetin halis bilirim Allah rızası için duanı esirgeme.”
    Vesaire vesaire…
    Şimdi ben arkadaşımdan dua istedim diye Rabbimle benim arama girmiş mi oldu? Ben kendim duamı edemez miydim Allah’ım hayırlısıyla kazanayım diye.
    Mutasavvıfı dostunuz olarak görün.İbadetlerine,yaşayışına ,hal-hareketlerine gıpta ettiğiniz bir dostunuz.Ve Allah yolunda böyle kararlı,güçlü bir imanla ilerlemesine hayranlıkla bakıyorsunuz.
    Riyanın olduğu yerde ibadet olmaz ? mı? “İbadet” in olduğu yerde riya olmaz mı?Olur efendim; nice insanlar var ki görüyoruz namazlarında niyazlarındalar ama insanların arasında değerleri yoktur.Ya da mutasavvıf dediğimiz mertebeye ulaşmış olarak görüp örnek almayız. Dediğiniz gibi İbadet halis olunca zaten mürşide ihtiyaç yoktur.
    Ben kendi nefsime güvenmiyorum.
    O kadar ibadeti yaptığımda şeytanı bu iştlen nasıl uzak tutabilirim diye bir bilen zât’a danışıyorum:) Benimle Rabbim arasına girmiş mi oluyor?
    Zikrinizi bile belli bir düzene koyan,Allah’a -dilediğimiz manada-ulaşmayı kolaşlaştıran,en saf şekilde bu yoldan nasıl çıkılır onu yaşayan birisini örnek almak araya birisini koymak mı oluyor?
    Kendi nefsine güvenen insan varsa ben ibadetimi yaparım,Allahla arama girmesin kimse diyorsa bakınız bunu söylemede bile insanın nefsine güveni söz konusudur.
    Efendimiz(a.s.),Kur’an-ı Kerim,Ashab ve günümde Efendimiz gibi yaşayan kim varsa onlardan yardım isterim.Bunda da bir beis görmüyorum.
    Tasavvuf anlatılanlar gibi eline eteğine yapışılmış,arkasında gözyaşı ordusu boş insanlar,mürşid şurdan atla dese atlayacak olanlar gibi değildir.
    Bize okulda kamil bir insanıngerçekten kamil olduğunu nasıl anlarız diye bir npot tutturmuştu hocamız.
    Kur’an ‘a göre yaşayan,Efendimiz’i örnek alan,yaşayışlarında İslam’a aykırı olmayan,ben mürşidim demeyen,ehl-i sünnet yaşayan insanları örnek almaktır,örnek almaya çalışmaktır tasavvuf.
    Bu kadar basit.Anlayabilrisek bu kadar basit.
    Nasıl iman dolu bir dostunuzun hayatına gıpta ile bakıyorsak
    bu denli kalbini dünyevi işlere kapamış Allah yolunda olan
    ,artık insanlar tarafından-kesinlikle kendisi bunu iddia etmez-Allah dostu sıfatıyla anılan bir insanı ben neden duama vesile kılmayayım?…
    Ve neden Allah katında kıymetli olduğunu düşündüğüm bir insanın hatrına Rabbimden birşey dilemeyi,ondan yol sormayı araya sokulmuş bir engel olarak göreyim?
    Pek kısa olmadı ama ..
    Son olarak yine Dilaver Selvi’nin Allah ile kul arasına girmek diye bir yazısı var sayfamda onu okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.
    Amin…
    Allah yanlışımızı doğruya çevirsin ,doğruyu yanlış olarak göstermesin…

  5. dört duvar arası kahve molası Diyor ki:

    Dediğiniz gibi olayı klasik tasavvuf konuşmalarına çevirmekten kaçındıkça bu kaçınılmaz son takip ediyor sanki konuyu.Kul-Rabb arasına giren insan cümlesi sanırım pek açıklayıcı olmamış size.Kelimelere değil de kelimelerin anlatmak istediklerine bakabilsek sanırım çok farklı yerlerde oluruz.

    “Tanımadığım herhangi bir insanın yorumunu okuyup savunmaya geçme”nize de gerek yok zira savunmaya geçesiniz diye yazmıyorum ama öyle algılanıyorsa birşeyler anlama çabamı başka yerlerde devam ettireyim.

    Kısaca nazik açıklamalarınız için ziyadesiyle teşekkür ederim.Fakat ama tasavvufu ve içeriğini anlatmanıza gerek yoktu,vaktinizi israf ettiniz benim için.Tasavvufi düşünceye ve sufi anlayışına fazlaca yakınım ve önyargıyla yaklaşmıyorum.Konumuz “tevessül” ve örneğinizle de tatmin olamadım.Hayır dua almakla tevessül arasında fark olduğunu düşünüyor zihnim nedense.Çok da farklı düşünmüyorsunuz benden ama sadece ikna olamadığım kısım benim dua ile yeterli kalması gereken kısımda sizin bir zatı dua dışında ilave etmenizdir.Konuya iyi niyetli yaklaşıyor olabilirsiniz fakat “İslam Dini” salt iyi niyetle hallolacak bir konu değildir.

    Rabb doğruyu zihinlere belletsin,bilmediklerimizi öğrenmemizi nasip eylesin,doğruyla yanlışı ayırt edebilme gücü versin…Amin.

  6. ruhultasavvuf Diyor ki:

    Siz bilirsiniz efendim.
    Dedim ya benim burada tasavvvuf ehli olup da açıklayıcı cevap sunabilme gibi bir sıfatım yok.Ben de olmadım daha,hala öğrenmeye çalışıyorum birşeyleri.
    Burada tatmin olmuyorsanız başka yerlere tabi bakın.
    Ama tasavvufa yakın olduğunuzu söylüyorsunuz.Önyargılı olduğunuzu düşünmüyorum da tasavvufun herşeyini anladığınız halde vesile neden zihninize takılıyor merak ettim.
    Kul ile Rabb arasına girme diye siz dediniz.
    Yani vesile kastedilirken dua dışında şeylerde mi vardır?Ne bileyim meded ummak mı anlayamadığınız.
    Ya da sizin vesileden anladığınız nedir?
    Bİr dostunuzun halis niyetine güvenip ondan yardım istemekle bir Allah dostunun niyetine güvenip yardım istemek arasındaki fark nedir?
    Ben anladığım kadarıyla kötü niyetle yaklaşamıyorum,çünkü tasavvufu abartılacak ya da çok farklı bir konu olarak görmüyorum.
    Kötü niyetle bu işi yapanlar,kötü niyetle anlatanlar,kötü niyetle yaklaşanlar İslam dinine ne kadar faydalı sizce?
    Yukarıda verdiğim örnekler kadar basit bir mesele mutasavvıfa mürid olmak.Lamı-cimi ,şartı-kuralı yok.En azından benim bildiğim . Nefsle mücadele meselesi.

  7. dört duvar arası kahve molası Diyor ki:

    Estağfirullah,siz daha iyi bilisiniz.

    Evet,tasavvufle ilgiliyim ve tevessül’ün sağa sola çekilerek alakasızca uzatıldığı anlara şahit olduğumdan bu konu hala da zihnimde bir muammadır.Zaten vesile etmek de salt dua şeklinde algılanmamalı,medet umma dediniz,asıl kafa yoran kısmı da bu zaten.

    Bu yolda öğrenmeye devam etmeli en iyisi…Allahu alem varırız bir gün menzile inşAllah.Sabrınız ve açıklamalarınız için teşekürler.


Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.