
Yazar:Annemarie Schimmel
Ceviri:Senail Özkan
Otuken Nesriyat
“Gençlik yıllarında Mevlana’yı tanıyan Annemarie Schimmel, hayatını, kendi ifadesiyle, sadece İslam tasavvufunun değil, genel olarak mistisizmin de bu en büyük şairine hasretmiştir adamıştır.
Bugün ise ilmi ve şahsiyeti Mevlana’nın yörüngesinde kemal derecesine ulaşmış bu büyük alim, Avrupa’da ve hayatta bütün dünyada Mevlana’yı en iyi bilenlerden biri, belki de birincisidir.
Tercümesini sunduğumuz bu eser, hem Mevlana’nın dehasını göstermesi bakımından hem de bizim fikir ve ruh iklimimizde kıvamını bulan büyük bir Avrupalı alimin derinliğini göstermesi açısından fevkalade önemlidir.
Elinizdeki eserde Schimmel, Mevlana’nın sembollar dünyasında seyahat ederek onun dünya görüşünü, aşk anlayışını, şiire bakışını ve dua hakkındaki ince fikirlerini kendi şairane üslubuyla sunmaktadır. Kitap baştan sona Mevlana’nın kullandığı sayısız mecaz ve espirilerle adeta bir dantel gibi dukunmuştur. Mevlana hakkında yazılan her kitap şüphesiz kazançtır.
Ancak Schimmel’in bu kitabı, Mevlana’nın bildiğimiz veya bildiğimizi zannettiğimiz fikirlerini yeni mana boyutlarıyla önümüze açmaktadır. O bakımdan bu eser, Mevlana’yı anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir klavuzdur. “
Eserden Bolumler:
Mevlana’da en yüksek mertebe “kalp”e aittir. O bedenin çocuğudur, fakat onun hakimi olur. Mevlana kalbin çocukla karşılaştırılmasını pek sever ve der ki: “Kalbim olan çocukcağız rahat etsin diye, / Çocuk gönlüm rahat etsin diye / Çok sessiz hareket eder. / beşiği sallandığında o, uykuya dalar gider.”*
Kalp bizim kültürümüzde duygularımızı, sevgimizi barındıran kocaman bir bahçedir. İnsanın bir diğer parçası da “nefs”tir. Bir insan tuzak kurar, yemek ya da satmak için zavallı küçük kuşları tuzağa düşürür. Buna mekr (hile) denir. Fakat bir padişah kendi cevherinden haberi olmayan, kıymetsiz, acemi bir doğan tutar, bileğine alıştırırsa, bundan maksadı onu şereflendirmek, ona bilgi ve terbiye vermektir. Buna hile demezler. Her ne kadar bu, görünüşte mekr ise de, gerçekte doğruluk ve ihsandır; taşı lal haline getirmek, ölü bir tohumu insan yapmaktır. Akıl sahipleri bunu böyle bilirler. Eğer doğan kendisini niçin tuttuklarını bilmiş olsaydı, o zaman, tuzağa ve taneye lüzum kalmazdı. Can ve gönülden, kendisi tuzağı arar ve şahsın bileğine uçarak giderdi. Bunu anlamadığından direnir. İnat eder.
Aklını çok kullandığını sanan insanlar görürsünüz ki inat onlar için iyiyi bulma yolunda sıkı bir fren rolü oynar. Kazık fren denilen frenle ikide bir de takla atacak kadar zınk diye dururlar, hatta tekerlenir giderler. İnat denen zavallı duyguyla sımsıkı bağlı zihinleri mutluluğa giden yolu tıkar durur. İnat etmek ya da öfkeden gözü dönmek bir marifet sanılır. Ancak tane ile aldanan doğan gibi bir işi yapabilirler. İyiliğe ve kendi mutluluklarına yönelirler. Bu zavallı kuş beyinliler inat ettim oh olsun! Derdindeyken kalpleri boş bir çuvala döner. Mevlana aklın nefsin dertlerinden kurtulmak için mutlaka lazım olduğunu söylese de aşkın önünde yok olmaya mahkum olduğunu da söyler:
“Ev tavuğu için bir ev yaptırırsın, / Deve bu eve sığmaz boyu uzundur / Bu ev tavuğu akıldır! Ev ise beden / Deve aşkın o muhteşem büyük pırıltısıdır.”
Şimdi deve evi de, tavuğu da ayağı ile çiğner geçer. Aşkın şerhinde akıl çamura saplanmış bir akıldır. Çünkü aklın ötesine geçen bir aşk yolculuğudur bu yol. Her şeyi aştım ve erdim sanan bazıları çamura saplanmış eşek gibi etrafa tepeden bakarlar ama çamur dizlerini aşar.
Aşkın katları için kalbini bir çocuk gibi eline alıp, top gibi oynayabilmen gerekir. O noktadan geriye dönülmez yukarılara çıkılır ve hep kalbin bahçesinden derilen güller toplanır. Ancak elinin kanaması da pek şikayet konusu edilmez. Yoksa dikene kızanın, şikayeti ve inadı olanın nefsiyle beraberliği çoktur da, aşkı yoktur. Çünkü kalp donup kalamaz, duygularını gömmez. O zaman bir su birikintisine ve donmuş göle benzer. Kalp her daim akan bir deredir, şırıltısı her yandan duyulan. Mevlana gece kalkıp aniden evde köşe bucak kalbini aradığını anlatır dizelerinde ve bir köşede onu ağlar bulur. Kim kalbini arar ki odalarda bugün?
Kırılgan ve kırılgan kalp için cam sembolü uygundur. Bir hadiste de şöyle demez mi: “Ben kalpleri benim için kırılanlarla beraberim.”
Bir gönül yapmanın kırk kez hacca gitmekten evla olduğunu da Yunus fısıldar bize. Kalp kırmayı bir güç sanan akılsızlara ne yazık demeli!
“Kalbinin sesine kulak ver ki içinde güller açtığını / yeşillikler büyüdüğünü göresin” diyen Mevlana’ya kulak verirsek kalbimizi dinlemeyi öğreniriz, öfkelerimizi değil. Yapılana karşılık vermek için yırtınanlar, televizyonlarda kaynana adı altında kızlara hakaret etmeyi marifet sananlar, hakaret ve aşağılamayı kişiliklerinin parçası haline getirenlere imrenmeyin. Siz kalbinizi dinlemeyi öğrenin. Bu bir ömür boyu sürer zaten.
Son Yorumlar