Diyar-i Tasavvuf

Tasavvuf; Hakk`in Seni Senden Oldurmesi & Seni Kendisiyle Diriltmesidir

Tasavvuf`un Asli,Hakikat ve Marifetullah Incileri Ekim 17, 2008

Filed under: Eserler — Ömür Törpüsü @ 3:48 pm

Tasavvuf İslâmî ilimlerin özü ve kaynağıdır. Esrar odasının ilâhî sırlarına mazhar olabilmek ve hakikatı anlamak için kurulmuş ilâhî bir ilim-irfan mektebidir. Bu tahsil sayesinde bütün ilimlerin özüne inilir.
Bu eser tahkik ve tetkik edildiğinde görülecektir ki, şimdiye kadar duyulmayan ve hiçbir kitapta da geçmeyen en ince sırlar, bâtınların da bâtını hakikatler gönülden kaleme dökülmüştür.
Hakikatı arayan müslümanların istifadesine böyle bir eseri takdime vesile kılan Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd-ü senalar olsun.

TASAVVUF’UN ASLI
HAKİKAT VE MARİFETULLAH İNCİLERİ/
Omer Ongut/

 

 

 

http://www.hakikat.com/anatsv.html

 

Askname Eylül 20, 2008

Filed under: Eserler — Ömür Törpüsü @ 6:58 pm

Yazar:Feriduddin Atar

Bir gece pervane böcekleri toplanıp bir mumu nasıl bulabileceklerini tartışırlar. İçlerinden biri, “Hepimiz birden gidip boşuna yorulmayalım. Birimiz bir mum bulsun, gelip bize haber versin” der.

Bir pervaneyi seçer gönderirler. Gönderdikleri pervane böceği uzakta bir köşk, köşkün içinde de apaydın bir mum görür, döner geri gelir. Gördüğü, anladığı kadarıyla mumu anlatmaya başlar.

Yaşlı bir pervane, “Senin mumdan haberin bile yok!” diyerek onu kınar.

İkinci bir pervaneyi gönderirler. Bu seferki, kendini muma şöyle bir atar, sonra dönüp geri gelir. Mumdan bahseder, ona nasıl kavuştuğunu, sıcaklığını anlatır.

Yaşlı pervane onun da sözünü kesip, “Senin bu anlattığın da mum değil. Sen de öbürüne benziyorsun, anlamadığın şeyi nasıl anlatabilirsin!” der.

Son gönderdikleri pervane ise mumu görünce adeta sarhoş olur. Sevinçle ateşe atılır, ateş onu tepeden tırnağa sarar. Bütün vücudu alev alır, kıpkırmızı olur.

Diğerlerini kınayan yaşlı pervane uzaktan mumun bu pervaneyi onurlandırıp kendi rengine boyadığını görünce, “İşte bu işi yalnız o başardı…” der. “Kim nereden bilsin… Mumdan yalnız onun haberi var.”

Bu dünyada gerçeği bulan; her şeyden vazgeçen, dünyadan bihaber kişidir. Sen de candan, cisimden uzaklaş ki, canana yaklaşasın…”

 

Ask Caglayani Hz.Mevlana Eylül 20, 2008

Filed under: Eserler — Ömür Törpüsü @ 6:54 pm

Yazar:Vehbi Vakkasoglu

Editor:Ismail Fatih Ceylan

Nesil Yayinlari


‘Gel, gel, gel! …’ Diyen Adam…

‘Gel! ‘ dedi, sevgiye çağırdı.

‘Gel! ‘ dedi, saygıya çağırdı.

‘Gel! ‘ dedi, şefkate, merhamete ve kulluğa çağırdı.

Hiç itici, tepici, dışlayıcı olmadı.

Düşmanlığı, kanı kini, ayrımcılığı silip attı. Herkesi kucakladı.

Her gecesi kadir, her rastladığı Hızır’dı. Örneği, önderi, kılavuzu Resulullah’tı.

Daim aşkla şakıdı, aşkı şakıdı. Ayrılıklardan yandı yakıldı.

Dostu Allah’tı.

O, Mevlâna’ydı. Başımızın tacıydı…

Şimdi yüreklerimiz daha bir yaralı, bekliyor Mevlâna ahlaklıları. İlhamı ‘Mesnevi’ den alıp sevgiyi asra taşıyanları… Yeniden ve bir daha sevgiyi hakim kılmak için Mevlâna’laşanları…

Bekliyor yüreklerimiz daha bir yaralı, hep çağıran, hep ‘Gel! ‘ diyen adamı.

Bütün bir insanlık çağırır oldu gözleri yaşlı.

Bu eser, o candan davetlere bir cevap olmalı.”

 

Abdülkadir Geylani (Kaddesallahu Sirrahü) Divanı Sufi Şiirleri ve Rumuzlu Makaleler Eylül 20, 2008

Filed under: Eserler — Ömür Törpüsü @ 6:48 pm
Tags: , ,

 

 

 

Derleyen: Yusuf Zeydan

Sir Yayincilik

“Geylani’nin şiir ve düz yazılarından oluşan eser iki bölüme ayrılmıştır. Birinci bölüm İmamın sufilerin diliyle yazmış ve söylemiş olduğu kaside ve manzumelerini ele almaktadır. İkinci bölümde ise İmamın içinde sayısız işaret ve imaları toplamış olduğu bir takım sembolik, imalı makaleleri bulunmaktadır. Elinizde bulunan divanın içeriğinin seçimi, toplanması ve tahkiki, İmam Geylani’ye nispet edilen bütün şiir ve nesirler taranarak, Mısırlı araştırmacı Yusuf Zeydan tarafından yapılmıştır. Eserde sufi şiirine ait toplam 258 beyitten oluşan 10 kaside mevcuttur.”

 

Ben Ruzgarim Sen Ates! Eylül 20, 2008

Filed under: Eserler — Ömür Törpüsü @ 6:44 pm

Yazar:Annemarie Schimmel

Ceviri:Senail Özkan

Otuken Nesriyat

“Gençlik yıllarında Mevlana’yı tanıyan Annemarie Schimmel, hayatını, kendi ifadesiyle, sadece İslam tasavvufunun değil, genel olarak mistisizmin de bu en büyük şairine hasretmiştir adamıştır.
Bugün ise ilmi ve şahsiyeti Mevlana’nın yörüngesinde kemal derecesine ulaşmış bu büyük alim, Avrupa’da ve hayatta bütün dünyada Mevlana’yı en iyi bilenlerden biri, belki de birincisidir.
Tercümesini sunduğumuz bu eser, hem Mevlana’nın dehasını göstermesi bakımından hem de bizim fikir ve ruh iklimimizde kıvamını bulan büyük bir Avrupalı alimin derinliğini göstermesi açısından fevkalade önemlidir.

Elinizdeki eserde Schimmel, Mevlana’nın sembollar dünyasında seyahat ederek onun dünya görüşünü, aşk anlayışını, şiire bakışını ve dua hakkındaki ince fikirlerini kendi şairane üslubuyla sunmaktadır. Kitap baştan sona Mevlana’nın kullandığı sayısız mecaz ve espirilerle adeta bir dantel gibi dukunmuştur. Mevlana hakkında yazılan her kitap şüphesiz kazançtır.

Ancak Schimmel’in bu kitabı, Mevlana’nın bildiğimiz veya bildiğimizi zannettiğimiz fikirlerini yeni mana boyutlarıyla önümüze açmaktadır. O bakımdan bu eser, Mevlana’yı anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir klavuzdur. “

 

Eserden Bolumler:

 

Mevlana’da en yüksek mertebe “kalp”e aittir. O bedenin çocuğudur, fakat onun hakimi olur. Mevlana kalbin çocukla karşılaştırılmasını pek sever ve der ki: “Kalbim olan çocukcağız rahat etsin diye, / Çocuk gönlüm rahat etsin diye / Çok sessiz hareket eder. / beşiği sallandığında o, uykuya dalar gider.”*

Kalp bizim kültürümüzde duygularımızı, sevgimizi barındıran kocaman bir bahçedir. İnsanın bir diğer parçası da “nefs”tir. Bir insan tuzak kurar, yemek ya da satmak için zavallı küçük kuşları tuzağa düşürür. Buna mekr (hile) denir. Fakat bir padişah kendi cevherinden haberi olmayan, kıymetsiz, acemi bir doğan tutar, bileğine alıştırırsa, bundan maksadı onu şereflendirmek, ona bilgi ve terbiye vermektir. Buna hile demezler. Her ne kadar bu, görünüşte mekr ise de, gerçekte doğruluk ve ihsandır; taşı lal haline getirmek, ölü bir tohumu insan yapmaktır. Akıl sahipleri bunu böyle bilirler. Eğer doğan kendisini niçin tuttuklarını bilmiş olsaydı, o zaman, tuzağa ve taneye lüzum kalmazdı. Can ve gönülden, kendisi tuzağı arar ve şahsın bileğine uçarak giderdi. Bunu anlamadığından direnir. İnat eder.

Aklını çok kullandığını sanan insanlar görürsünüz ki inat onlar için iyiyi bulma yolunda sıkı bir fren rolü oynar. Kazık fren denilen frenle ikide bir de takla atacak kadar zınk diye dururlar, hatta tekerlenir giderler. İnat denen zavallı duyguyla sımsıkı bağlı zihinleri mutluluğa giden yolu tıkar durur. İnat etmek ya da öfkeden gözü dönmek bir marifet sanılır. Ancak tane ile aldanan doğan gibi bir işi yapabilirler. İyiliğe ve kendi mutluluklarına yönelirler. Bu zavallı kuş beyinliler inat ettim oh olsun! Derdindeyken kalpleri boş bir çuvala döner. Mevlana aklın nefsin dertlerinden kurtulmak için mutlaka lazım olduğunu söylese de aşkın önünde yok olmaya mahkum olduğunu da söyler:

“Ev tavuğu için bir ev yaptırırsın, / Deve bu eve sığmaz boyu uzundur / Bu ev tavuğu akıldır! Ev ise beden / Deve aşkın o muhteşem büyük pırıltısıdır.”

Şimdi deve evi de, tavuğu da ayağı ile çiğner geçer. Aşkın şerhinde akıl çamura saplanmış bir akıldır. Çünkü aklın ötesine geçen bir aşk yolculuğudur bu yol. Her şeyi aştım ve erdim sanan bazıları çamura saplanmış eşek gibi etrafa tepeden bakarlar ama çamur dizlerini aşar.

Aşkın katları için kalbini bir çocuk gibi eline alıp, top gibi oynayabilmen gerekir. O noktadan geriye dönülmez yukarılara çıkılır ve hep kalbin bahçesinden derilen güller toplanır. Ancak elinin kanaması da pek şikayet konusu edilmez. Yoksa dikene kızanın, şikayeti ve inadı olanın nefsiyle beraberliği çoktur da, aşkı yoktur. Çünkü kalp donup kalamaz, duygularını gömmez. O zaman bir su birikintisine ve donmuş göle benzer. Kalp her daim akan bir deredir, şırıltısı her yandan duyulan. Mevlana gece kalkıp aniden evde köşe bucak kalbini aradığını anlatır dizelerinde ve bir köşede onu ağlar bulur. Kim kalbini arar ki odalarda bugün?

Kırılgan ve kırılgan kalp için cam sembolü uygundur. Bir hadiste de şöyle demez mi: “Ben kalpleri benim için kırılanlarla beraberim.”

Bir gönül yapmanın kırk kez hacca gitmekten evla olduğunu da Yunus fısıldar bize. Kalp kırmayı bir güç sanan akılsızlara ne yazık demeli!

“Kalbinin sesine kulak ver ki içinde güller açtığını / yeşillikler büyüdüğünü göresin” diyen Mevlana’ya kulak verirsek kalbimizi dinlemeyi öğreniriz, öfkelerimizi değil. Yapılana karşılık vermek için yırtınanlar, televizyonlarda kaynana adı altında kızlara hakaret etmeyi marifet sananlar, hakaret ve aşağılamayı kişiliklerinin parçası haline getirenlere imrenmeyin. Siz kalbinizi dinlemeyi öğrenin. Bu bir ömür boyu sürer zaten.

 

 

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.